Join for FREE | Take the Tour Lost Password?
[x]

deviantART

 
About Me Member Deviously Deviant HeartieDuphieFemale/Turkey Recent Activity Deviant for 2 Years
Needs Premium Membership
Statistics 599 Deviations
1,466 Comments
5,919 Pageviews

Bir yudum geçmiş..

Sat Jun 28, 2008, 12:38 PM
Zor Değildi
Zor değildi dokuz yılın ardından başka bir üniformayla aynı kapıdan çıkı;p yine aynı kapımın önündeki başka bir servise binmek. Zor değildi uzun binaları ve boş yolları beklerken başka binalarla karşılaşı;p başka yollarda ilerlemek. Zor değildi senelerdir olduğum ve olabileceğim yerde değil de başka bir yerde olmak. Zor da değildi başka bir yerde olmayı, eskiden olduğum bir yerde olmayı istemeden, pişmanlık duymadan kabullenmek. Zor değildi üç ay bekledikten sonra başka yüzler görmek, tanışı;p alışmak. Zor değildi yıllar boyunca sakladığım kişiliğimi ‘başka’ kelimesiyle açıklamak. Zor değildi başkalarına saçma sapan anılarımı anlatı;p gülmelerini beklemek. Zor değildi başkaları hapşurunca tereddüt etmeden “Çok yaşa” demek. Zor değil ne yapmam ‘gerektiğini’ düşünmeden, başkalarının beni böyle seveceklerini umut ederek yaşamak. Zor değildi utanmadan yürümek başka onca insan bana bakarken. Zor değildi özel kelimesinin yerine başkalarıyla doldurmak. Zor değildi şaşalı kıyafetlerin yerini başkalarının almasına izin vermek. Zor değildi tarafından özlenmediğimi bildiğim insanları özlememek, başkalarına sığınmak. Zor değildi bir daha o hatırlamayacağım simaları zihnimden kazıyı;p yerlerine başkalarını çizmek. Zor değildi bırakı;p gittiklerimi unuturken başkalarının esprilerine gülmek. Zor değildi başkalarını sevmek, onlarla eğlenmek. Zor değildi başkalarıyla mutlu olmak. Zor değildi ‘başkaya’ alışmak. Zor değildi.

Barış A.









********Şafak 7

97, 45, 64, 72, 13… Ne ifade ediyor bu sayılar sana? Maaş, kira, yıllar, yaşlar, notlar; hayır! Bu sayılar ‘mutluluk’ demek benim için. Ne kadar saçma oysa düşününce, iki tane rakam yan yana gelmişler sadece, nasıl olur da güldürürler beni? Hayatımın son üç yılı da böyle geçti nitekim ve bu sistemle de daha çok bu şekilde geçeceğe benziyor.

“Sistem kurbanlarıyız” demeyeceğim ben de, desem de değişmeyecek çünkü hiçbir şey; gitti işte hayatımdan bir yıl daha; dershane köşelerinde, kitap başlarında… Ne değişti oysa buna karşın, ben hala aynı Barış’ım ve sen hala aynı sistemsin; devam ediyorsun üçer beşer çalmaya. Her açığımızı kolluyorsun saldırmak için ve görünmez çukurlar kazıyorsun kurban arayan merhametsiz bir avcı gibi, sonra da bunu adına ‘elemek’ diyorsun. Ben buna ‘geleceğime yapılan bir suikast’ demeyi tercih ediyorum. Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi kabul etmemek için uydurduğu bahaneler kadar saçma ve hayallerimin adını hedef yapacak kadar da acımasızsın ve buna rağmen mecburum seninle savaşmaya; tuzaklarına düşmemek için paranoyak olmaya.

Yalan söylemeyeceğim sana, bütün yıl oturup harıl harıl çalışmadım. Yada her hafta sonumu bir özel hocadan diğerine koşarak geçirmedim. Umursamadığım için değil, yaşadığım için. Bağışlamanı da istemeyeceğim beni çünkü yalvararak da bu işin olmayacağını biliyorum. Ben de isterim 80-90 net yapmak, ben de isterim bana güvenen insanlar olsun; ama ben o ‘gerçek’ insanlardan biri daha olmak istemiyorum. Yüklü maaş çekleriyle evime giderken suratımda oluşan ifadenin adına ‘mutluluk’ demek istemiyorum; hayatımdaki sayıların, hayatımdaki sözlerden daha önemli olmalarını istemiyorum! Hayatımın devamının da sayısal ‘başarı’larımından yararlananlarla geçmesini istemiyorum. 70 yapınca “Kimin akrabası!”, 60 yapınca “Zaten çalışmıyorsun ki…”diyen ikiyüzlülere tahammülüm kalmadı artık.

Bilmiyorum, belki de hiç 80 yapmadığım için söylüyorum bunları, kıskandığım için; belki de gerçekler bunlar. Belki de seviyorumdur aptalı oynamayı o zaman kimse hayal kırıklığına uğramadığı için yada mutluyumdur “;potansiyelim var ama kullanmıyorum” yalanının arkasında. Bilmiyorum.

Şikayet de etmiyorum aslında, bu sene öğrendin de düşündüğüm kadar zeki değilmişim, pek farkım da yokmuş diğerlerinden. Hem insan ne kadar çalışıyorsa o kadarının karşılığını alır, ne bekliyorum ki? Hayat peşin peşin almış bile çözülen soruların, dinlenen derslerin emeğini. İtiraf etmem gerekirse özleyeceğim bile bu seneyi; o dershane ortamını, bir senede okul arkadaşlarım gibi görmeye başladıklarımı, kutucukların içlerini boyamayı ve hatta kopya çekmeyi…

Şafak yedi, son hafta da geldi çattı işte, bitiyor her şey, hatta belki bitti bile. Çalışsam değişir mi ki, denemeye değer mi hala? Dayanabilir miyim altı gece daha rüyamda “z”ler yerine sayılarla yada her soru çözüşümde gözümde, aklımda kaygıyla, şü;pheyle yaşamaya?

Son ay, son hafta, son gün, son saat, son dakika, son saniye en önemlisiymiş diyorlar, anlamıyorum niye? Sınava başlarken de bir soru çözüyoruz, sınavı bitirirken de. Emin değilim ama fark ettiğim kadarıyla aradaki sorular yaratıyor farkı. Daha bilinçli çözüyoruz son soruları ve umarım daha doğru da. (Yazış biçimim bile değişmiş işte. Bilinçliymiş, gülerim; gerçek olmak isteyen insanlarla geçirince insan zamanını böyle oluyor işte.)

Söz yerindeyse karar anı şimdi. Ya çok ‘mutlu’ edeceksin beni ya çok pişman; ya çok gururlandıracaksın onlara ya da çok utandıracaksın. Ya geleceğim için oynadığım bu oyunun son turunda düşeş atmama izin vereceksin yada sonsuza kadar pişman olmam için beni bu odada, bu kitapçıkla terk edeceksin… Yuvarlaklar ve içi boyalı küçük kutucuklar karar verecek hayatımın geri kalanının başlangıcı mı olacak 8 Haziran yoksa sonu mu.

Ve merak ediyorum ne olacak bir hafta sonra. Kaç saniye sürecek ‘mutluluğum’ eğer 80 yaparsam yada ne kadar pişman olacağım 60 yaptığımı hesaplayınca? Kime atacağım suçu yada ne kadar sinirleneceğim insanlar “Kimin akrabası?” dediğinde? Gerçekten üstümden bir yük kalkmış gibi mi hissedeceğim yoksa yolunu kaybetmiş sönük bir balon daha mı uçacak Allah’ın unuttuğu gökyüzüne?


Barış A. 1 Haziran 2008

______________________________________________________

********

Seveceksin,
Yaralanacaksın
Terk edileceksin.
İntikam isteyecek, nefret edeceksin.
Hayal bile kuramayacaksın,
Gerçeği gizliden gizliye bildiğin için.
Pişman olacaksın.
Sevilmek isteyecek,
Seni sevene gideceksin.
Seversin sanacaksın,
Yanılacaksın.
Başaramayacaksın.
Sadece kendini değil
Sevenini de üzeceksin.
Terk ediş yaklaştıkça,
Hem üzüldüğün
Hem üzdüğün için üzüleceksin.

Vakit gelip
Yapayalnız kaldığında
“Nerede benim hatam?”
Diye düşüneceksin.
Asla bir cevap bulamayacaksın
“Asla sevilmeyecek
Asla sevmeyeceksin,”
Zannedeceksin.
Her şeyin farkına vardığında
Geri dönmek isteyeceksin
Ama asla geri dönmeyeceksin,
Dönemeyeceksin.

Hataların pişmanlığı
Bazen daha çok acıtır
İnsanın canını.
Ve göz yaşları
Bazen daha soğuktur
Sevilenden alınan intikamdan.

Ağlamak isteyeceksin
Ama nedenini bilmeyeceksin.
Ve üzüleceksin
Hiçbir neden yokken
Geçmişini sorgulayacaksın
Asla bir yanıt bulmayacağını bilsen de.
Çünkü yaşadığını hissedeceksin
Hayatın sana çektirdiği
Tatmin edici acı ile.



Gerçeklikte yaşayan
Gerçek bir insan olduğunda
Sen sadece
“Sadece”lerin insanı olacaksın
Sadece bir insan olarak görünecek,
Sadece bir insan olarak yaşayacaksın.
Asla “Ben de”lere inanmayacaksın,
Kendin sık sık söylesen de.
Çünkü asla gerçekten sevmeyeceksin
Terk edilmenin korkusuyla yaşayacak,
Güven ile kavrulacaksın.
Bir daha asla o çocuk heyecanını
Hissetmeyeceksin içinde
Ve hiçbir zaman ne kaybettiğini bilemeyeceksin.
Zaten yeterince acı çektiğini sanacaksın.
Yalnız kalmaktan korksan da
İhanet geldikçe aklına
İnsanlardan uzak duracaksın.
Onlardan korkacaksın.
İnsanlar sana hayallerini anlattığında,
Büyüyünce alacakları gökyüzlerinden bahsedince,
Niye bunlar yatlar, katlar değil diye merak edeceksin.
Çünkü sen çok gerçek biri olacaksın.
Gerçeği bileceksin.
Her şeyin biteceğini bileceksin.
Ve bazen çok saçma gelecek
Bitecek bir şeye başlamak
Niye yaşadığını sorgulayacaksın.

Her şey olup bittiğinde
Yaşanı;p gittiğinde,
Elinde sadece anılar ve
Birkaç eski resim kaldığında
Hayret edeceksin.
Herkes, her şey
Çok uzak görünecek.
Aylarını, yıllarını
Birlikte geçirdiğin insanlar
İsimlerden ibaret olacak.
Ve fark edeceksin ki
Sen dün de yalnızdın
Bugün de yalnızsın
Ve yarın da yalnız olacaksın…

Barış A. -2008-

____________________________________________________



********GERÇEKLER
Zıtlıkları pek bir seven milletimizin bir yeni icadı da “Barış için savaş!” sözü. Gözümüzü vatan “sevgisi” bürümüş olacak ki bu sözün saçmalığını anlayacak kadar bile düşünmüyoruz. Gizliden gizliye uyutuluyoruz ve hissetmiyoruz. Barış nasıl savaşla sağlanabilir? Susuz kalmış bir zeytin dalına çölde nasıl su bulunabilir?

Çoğumuz farkında değil belki de ama bir savaşın tam ortasındayız. Sokak kavgasına benzemiyor bu savaş, çekildi mi tetikler, fırlatıldı mı bombalar, geri gelmiyor insanlar, arkadaşlar; çünkü tek bir söz binlerce insanın kanına, canına mâl oluyor. Ne kadar çok insan kaybedersek, bir o kadar daha öldürmek istiyoruz acımasızca. Öldürülenlerin arkalarında bıraktıkları insanlara birkaç ev verip, ellerine üç kuruş para tutuşturup, “Şehit ölmez, vatan bölünmez” sesleriyle avutuyoruz onları, kandırıyoruz kendimizi ve intikam isteyen gözlerle savaşa geri dönüyoruz, vatana olan borcumuzu ödüyoruz.

Oysa atalarımız böyle mi yaptı? Dağa, bayıra bomba atı;p, büyük devletlerin ayağının kenarındaki kedi olacağız diye kıvrandılar mı? Belki onlar “da” silahla savaştılar ama onların bir amaçları, bir nedenleri vardı. Onlar gelecek için bir umut mumu yaktılar ve sanırım kötülük rüzgarı bu mumu çoktan söndürmüş. Biz ne bir mum yaktık, ne de yakılan mumu koruyabildik. Biz bir ampul yaktık ve bunu da Ege Bölgesi’nin elektriği gibi İngilizlere sattık. Bu ampulle sonumuz pek de parlak görünmese de faturası yüklü olacağa benziyor. Biz atalarımızın akan kanlarına, yaptıkları onca fedakarlığa laik değiliz ve durumumuza bakılırsa asla onlar kadar yüce, saygın olamayacağız.

Bunu diyeceğim hiç akılma gelmezdi; ama savaşlar tek sorunumuz olsa keşke! Açlıktan ölen insanlarla aynı gezegende yaşıyoruz fakat farkına bile varmıyoruz çünkü biz tokuz. Ne kadar bencil yaşıyoruz, ne kadar acımasız ve ne kadar kör! Savaşlar, kavgalar, açlık ve diğer bütün sorunların tek çözümü var, barış; ama dediğim gibi kör bir gezegende, kör bir şekilde yaşıyoruz. Barış kelimesinin anlamını bile bilmeden nefretle yaşıyoruz.

Bahsettiklerim sadece perdenin ön kısmında oynananlar, bir de perdenin arkasında dönen dolaplar var. Kafalarını ördek gibi örtmeye, kapamaya çalışanlar(pek mantıklı bulmasam da özgür bir ülkeyiz ve eşitliği aramaları hoşuma bile gidiyor, sadece durumun daha ileriye gitmesinden korkuyorum), rüşvetle ceplerini dolduranlar, ölen oğulların arkasından yas tutan analar, mecliste uyuyanlar, sınıf farkından doğan nefretle harcanan gençler, batılılaşma aşkı, bizi parmağında oynatan ülkeler…

Kimseyi küçümsemiyorum, sadece yatı;p kalkı;p dua ederek, etrafa birkaç lale dikerek ülkemizi daha iyi bir yere götüremeyeceğimizi anlatmaya çalışıyorum ve farkındayım bir çocuk olarak görüyorsunuz beni, nitekim öyleyim; ama çocuk olmam gerçeği gözümde değiştirmiyor, gerçeği pembeleştirmiyor. Çocuk olmam beni ülkemin sorunlarıyla ilgilenmekten alıkoymuyor.

Bunca kötülük varken; savaşlar, kavgalar devam ederken siz gülen çocuk resimleri koyacaksınız gazetelere. Eminim ki rengarenk çiçekler, güvercinler, dünya barışı, dünya çocukları ve Atatürk’ün TBMM’yi nasıl açtığını anlatan kompozisyonlar daha çok beğenilecek ve belki haklısınız da, çünkü benim yazım sadece gerçeğin karanlığını anlatıyor, oysa diğer yazılarda bir umut var, şehitlerimizin ailelerine verilen göz boyayıcı evler gibi bir avutma; ama ben o umutla yetinemem, ben barışı istiyorum!

Ve biliyorum, bu yazıyı okuduktan sonra kendinizi sokaklara atı;p “Barış!” diye yırtınmayacaksınız; ama ben kendi gökyüzümü aydınlık tutacağım. Umarım gözünüzü kamaştıran bir ampule bakmaktansa kafanızı çevirip gökyüzüne bakı;p, asla sönmeyecek o “yıldızı” görür ve insanlığın o yıldıza uzanmasına yardımcı olursunuz.

Barış A. -2008-[23 Nisan için/di]

______________________________________________________




********SOKAKLAR
Sokakta geziyorsunuz, altınızda arabanız, ayağınızda ayakkabınız. Kırmızı ışık yanıyor, duruyorsunuz. Elinde peçeteler küçük bir çocuk yaklaşıyor camınıza. Kirlenmiş elleriyle canımıza tıklıyor. “Çek pis ellerini! Bu araba kaç paralık sen biliyor musun?” bakışı atıyorsunuz çocuğa. Korkmuş olacak çocuk, uzaklaşıyor o pek değerli arabanızdan. Siz nefretle çocuğa bakarken, hala çocuğun içinde küçük de olsa bir umut olacak, çocuk arkasını dönüyor ve size bakıyor. Göz göze geliyorsunuz. Çocuğun gözlerinde masumiyeti, mahrumiyeti görüyorsunuz. Kalbiniz üç saniye için burkuluyor ve sonra gözlerinizi yuvarlayı;p yolunuza devam ediyorsunuz. Aynı günün akşamında çocukların hayırına yapılan bir toplantıya katılı;p yüklü miktarda bir “yardım” yapıyorsunuz. Peki o çocuklar, sokaktakiler sizden gerçekten para mı istiyor?

Hayır, yanılıyorsunuz ve unutuyorsunuz ki onlar “da” insan, tabii kendinize insan sözcüğünü yakıştırıyorsanız. Hatta emin olun ki onlar sizden daha “insan” ama nereden bileceksiniz siz bunu, onları tanımıyorsunuz bile. Siz insanları üstlerine giydiklerinin maliyetiyle ölçüldüğünüz için, insanlık değerleriniz de farklı oluyor haliyle. İnsanlık diyebilir miyiz bu ölçtüğünüze, o bile tartışılır. Siz onları sadece bir araç olarak görüyorsunuz, bir fırsat, televizyona, gazetelere çıkmak için bir fırsat.

İtiraf etmeliyim ki ben de sizlerdenim. Ben de gözlerini yuvarlıyorum, kaçıyorum onlardan. Aynı sokakta yürüyoruz onlarla ama onları tanımıyorum. Ne yerler, ne konuşurlar, nasıl yaşarlar, bilmiyorum. Gidip sormak istiyorum, konuşmak istiyorum ama korkuyorum, çünkü hep “;pis çocuklar” olarak tanıtıldılar bana. Çalarlar, döverler, öldürürler dendi ama artık inanmıyorum. Onlara iftira atanlar gerçekten kendilerine baktılar mı ki? Hiç de sanmıyorum.

Ve belki haklıyız biraz çünkü hiç tanışmadık onlarla. Sadece tanıştırıldık bir bakıma anlatılanlarla. Ve hep onlar suçlandı olanlar yüzünden, acıyı hep onlar çekti ve biz onlara hiç yardım etmedik çünkü suçu atan hep bizdik. Hatamı, hatamızı, “insanlığın” bu ayıbını düzeltmek istiyorum şimdi ama ne yapacağımı bilmiyorum. Evlerini, sokaklarını bize açan ve toplumun temelini oluşturan bu insanlara nasıl teşekkür edeceğim, hiçbir fikrim yok. Değiştirmek istiyorum bu durumu ama kendimde değişimi yaratacak gücü ve inancı görmüyorum çünkü sonuçta ben de sizlerden biriyim, yarın ne yapacağım belli olur mu. Şimdi böyle konuşuyorum ama üstüme elindeki peçete ile yaklaşacak ilk çocuğu tersleyeceğimi biliyorum ama engelleyemiyorum kendimi çünkü ben on dört yıldır böyle yaşıyorum.

“Ben dün de tanımıyordum sokaktakileri, bugün de tanımıyorum ve yarın da tanıyamayacağım” diyip kaçabilirim her şeyden. Bahanem de hazır, farklı sınıflarda yaşıyoruz. Ama onlara saygı duyuyorum ve kabullenmeliyim ki sokaktakileri seviyorum da bir bakıma. Çünkü sokakta büyür çocuklar, koşarken, düşerken. Sokakta gezer gençler, düşünmezken, özgürken. Sokakta koşar adam, çalışırken, hedefine ulaşırken. Sokakta açıldı benim de gözlerim, sokakta anladım gerçeği, sokaklarda harap oldum özür dileyemediğim için ama hepsine rağmen sokakta buldum ben kendimi ve sokaktakiler için kaybetmeye hazırım.

Sıkıldım artık sonbaharda güneşin açmasını bekleyen bir çiçeği oynamaktan. Sıkıldım artık bu “eşitlikle”, dengeyle yaşamaktan. Bugün bir çiçek olabilirim ama yarın bir ağaç olacağım ve sonra güneşe uzanacağım. Emin olun bunu sizlerden biri olan ben yapacağım. Ben dün de tanımıyordum sokaktakileri, bugün de tanımıyorum ama yarın tanışacağım ve sokaktakilere süslü kıyafetlerimizin altındaki pislikleri anlatacağım, gerçek eşitliği göstereceğim onlara. Onlar bana kendi insanlıklarını anlattıkça nefret edeceğim kendimden, yaptıklarımdan, yaptırıldıklarımdan ve hayret edeceğim aynı sokakta yürüyen insanların ne kadar farklı olduklarını anladıkça.

Barış A. -2008-


_______________________________________________________

Sokaktakiler
Sen, o pek değerli hayatında sahip olmadıkların için üzülenlerden misin, yoksa diğerleri tarafından değersiz kılınan hayatındaki üzüntülerden kurtulduğun için mutlu olanlardan mısın? Herkes olabilirsin ama asla onlar, sokaktakiler kadar kalbimi sızlatamazsın benim.

Yoksulluk garip bir duygu aslında. Tam anlamıyla nasıl anlatırım bilmiyorum. Mahrumiyet belki de. Ben de aç kalıyorum(maddi nedenlerden olmasa da üşengeçliğim yüzünden) ama benim açlığım tatlı bir açlık, çünkü ben yemeğe bir buzdolabı kadar yakınken aç kalıyorum. Oysa onlar, sokaktakiler, kendilerinden kilometrelerce uzak bir buzdolabının hayali ile yaşıyorlar. Hatta belki içi boş bir buzdolabı. Ben yakını uzaklaştırırken acımasızca, onlar uzağı yakınlaştırmak için kim bilir nelere katlanıyorlar.

Çoğumuz çoğu zaman kayıtsızca yanlarından geçip gidiyoruz. Mutfağımızda ki hamam böceklerinden farklı olduklarını, birer insan olduklarını, duyguları olduğunu kaçımız hatırlıyoruz? Kaçımız bu acı gerçekle savaşmak için küçük bir adım atıyoruz?

Maddi şeyler değil sadece bizden bekledikleri. Belki küçük bir tebessüm, belki sadece bir “merhaba”. Ramazanları da bu yüzden seviyorum işte. Bir ay da olsa o içimi sızlatan “arkadaşlarımı” mutlu görebiliyorum.

O kadar zor olmasa gerek ramazanları bir değil iki ay yapmak. Benim ve belki sizin gibiler bir araya gelsek... Şu bencil günlerimizde, hayal gibi geliyor bu sözlerim, biliyorum.

Reşat Nuri Güntekin’in “Yaprak Dökümü” adlı eserini de bu yüzden beğendim işte. O yoksul çocukların arkasındaki babayı gördüm. Bu babanın parasıyla hayatını, çocuklarını, otoritesini kaybedişini gördüm.

Yoksulluğu ile sanki sadece cüzdanı boşalmadı Ali Rıza Bey’in, aynı zamanda duyguları da boşaldı. Parasıyla duygularını da kaybetti. Cüzdanıyla hayalleri de dipsiz bir kuyuya düştü.

Önce kendisi değişti paranın gidişiyle, sonra da ailesi. Süslü kumaşlarla gerçeği, yoksulluklarını saklamaya çalıştılar. Sadece yı;pranmış görüntülerini sakladı o kumaşlar. Sadece geçici bir fondöten görevi gördü, sadece bir maske. Sahte gülümsemeler acı gerçeği hiç değiştiremedi. Ne zaman evde lokmalar sayılmaya başlandı, işte o zaman bir bir kaybetti Ali Rıza Bey tek sahip olduğu şeyleri, çocuklarını.

Ölü bir balığın dökülen pulları gibi tek tek her şeyi uçup gitti. Bir baba, çocuklarının tek tek gidişi ile çöktü; yavaşça kaderine boyun eğdi.

Paranın bizi körleştirdiğini, hissizleştirdiğini görüyorsunuzdur umarım, çünkü bir gün yolda ayağınız kayar, düşerseniz kimse o süslü kıyafetlerini kırıştırı;p da sizi yerden kaldırmayacak. Kimse sizin için makyajını bozmayacak.

Siz “de” bir Pinokyo olmak zorunda değilsiniz. Neden yardım edemediğinize dair bahaneler uydurmak zorunda değilsiniz, çünkü çok geç değil hâla.

Barış A. [2008sınav yazısı/ydı]

  • Mood: Confused
  • Listening to: September - Cry
  • Reading: Murathan Mungan
  • Watching: Gossip Girl
  • Playing: Pacman
  • Eating: Waffle
  • Drinking: İced tea

deviantID

Devious Info

  • Interests: MSN.&.computer.&.cinema.&.TV.&.hangin with friends
  • Favourite movie: The day after tomorrow
  • Favourite band or musician: Linkin Park
  • Favourite genre of music: Rock -most of it-
  • Favourite poet or writer: Murathan Mungan
  • Favourite style of art: portraits
  • MP3 player of choice: Zune
  • Favourite cartoon character: Duffy
  • Personal Quote: We come to love not by finding a perfect person, but by learning to see an imperfect person perfectl

deviantART Community Board

[x]

Comments


:iconobsessedgirls:
kahretsiiiin! 1 senedir geziniyorum buralarda, dA'n olduğunu farkında bile deilim!! grrr :C

--Özen, bu arada :D
:iconkeremizmir:
What's up
I took this new free iQ quiz my friend showed me. you should check it out. just CLICK HERE TO TAKE THE FREE IQ TEST

--
Kerem Bektas ™
:icondeliler:
[link] :sprint:

--
Biz Deli Degiliz... :)
:iconcahnx:
Çok teşekkür ederim Yorum ve izleme için (:
Hidden by Owner
:iconartpark:
selam. beyler beyi sarayı resimleri sü;per. paylaşdığıniçin teşkür
:iconheartieduphie:
(:

--
Just because your eyes are open doesn't mena you can see..
:iconprltah:
Bir gun gec oldu ama olsun :D

DOGUM GUNUN KUTLU OLSUUN!! :glomp:

--
:rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl: :rofl:
:iconheartieduphie:
saaaoool (:

--
Just because your eyes are open doesn't mena you can see..

Site Map